Ads

Milli Görüş

1969 yılında başını Necmettin Erbakan’ın çektiği Bağımsızlar Hareketi ile başlayan ve Milli Nizam Partisi ile partileşen bir siyasal islâm akımı.

Milli Görüş, Türkiye’nin kendi insan ve ekonomik gücü ile kalkınabileceğini, öz değerlerini koruyarak, arkasına tarihinin verdiği kuvveti alarak daha hızlı adımlarla yürüyebileceğini savunur. Partileri 1974-1978 tarihleri arasında küçük ortak olarak 4 kere, 1996-1997 döneminde ise büyük ortak olarak beşinci kere hükümette yer aldı. İktidarları döneminde, Kıbrıs Barış Harekatı, Ağır Sanayi Hamlesi ve D8 grubunun oluşturulması gibi projelere imza attı. Kapatılan Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin ardından kurulan Saadet Partisi ile muhalefetini yürütüyor. Ayrıca bu gruptan ayrıldığını ifade eden yenilikçi kanat Bülent Arınç, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan gibi isimlerin ayrılması ile Adalet ve Kalkınma Partisi adıyla bir araya geldi. Milli Görüş’e şu an en yakın gözüken parti Saadet Partisi’dir.

Erbakan’ın ağzından Milli Görüş nedir?

“Milletimizin tarihi an’anevi ve bütün değerlerine saygılı olan görüş Milli Görüş’tür.”

Milli görüş demek, bizim milletimizin kendi görüşü demektir. Sultan Fatih’in İstanbul’u fethederken kalbindeki inanç ne ise , Milli Görüş odur. Bizim milletimiz bin yıl Milli Görüş ile dünya’ya hakim oldu. Bugün de bütün dertlerimizin ilacı Milli Görüş’tedir.

Hayat, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adalet ile zulmün mücadelesinden ibarettir. İnsanlığın buhran içerisinde olduğu günümüzde, bizim davamızın esası şefkattir. Gayemiz tüm insanlığın saadeti için tüm gücümüzle çalışmaktır. Çünkü bu bizim inancımızın gereğidir.

İnsanlığın kurtuluşunu dava edinen Milli Görüş, dün olduğu gibi bu gün de yeniden büyük Türkiye’nin yeni bir dünya’nın tesis edilmesi yolunda efsanevi hizmetlere imza atacaktır.

Gönderiliyor, Lütfen Bekleyin....

Bu yazıda telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Türk-İslam Sentezi

Tanımı

Türk-İslam Sentezi, Türk sağının geleneksel iki kanadını (islami sağ ve ırkçı sağ) biraraya getirerek aradaki ayrımı ortadan kaldırma ve özellikle 1960′lardan itibaren güçlenmeye başlayan sol harekete karşı tek blok olarak ortaya çıkarma kaygısının bir sonucu olarak ilk kez 1970′lerde gündeme getirilen ve halen yürürlükte olan politik bir kuramdır.

Gelişimi

Türk-İslam Sentezi’nin fikir babalığını 1970′te kurulmuş olan Aydınlar Ocağı yapmış ve bu kuramı Türkiye için bir kültür çerçevesi oluşturmak amacıyla ısrarla savunmuştur. Aydınlar Ocağı bu kuramı güçlenmekte olan Türk solu’na ve Sovyet tehditine karşı ortaya atmıştır.

Bir yandan ABD’nin “Yeşil Kuşak” oluşturma çabası, bir yandan da içte toplumsal desteği sağlamak açısından 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenler Türk-İslam Sentezi’ni kendilerine yakın görmüşler ve “uygulanabilir” kabul ederek harekete geçmişlerdir. Bir bakıma Aydınlar Ocağı çevresi 12 Eylül’e destek olurken 12 Eylül’de Aydınlar Ocağının fikirlerini yaşama geçirmiştir. 1980-82 arası askeri iktidar döneminde Türk-İslam Sentezi idareciler tarafından büyük oranda desteklenmiştir. Bu kurama dayanan politikalar yürürlüğe sokulurken, kilit kurumlara Aydınlar Ocağı’nın önde gelen isimleri yerleştirilmiştir.

Milli Kültür Politikası

Türk-İslam Sentezi Turgut Özal iktidarı döneminde de gündemde kalmayı sürdürmüştür. Bu husustaki en önemli dönüm noktası, 12 Eylül yönetiminin kurduğu “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu”nun 1986 yılının Haziran ayında toplanarak bir rapor benimsemesidir. Toplantıya Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Başbakan Turgut Özal, Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı ve Yüksel Kurul üyeleri katılmış ve burada “kültür unsurlarının ve kültür politikasının tespitinde uygulanacak yöntem ve sorumluluklar” başlıklı rapor görüşülerek bir milli kültür politikası belirlenmiştir.

Benimsenen yeni milli kültür politikasının temelinde Türklük ve İslamın milli kültürün iki temel kaynağı olduğu anlayışı yatıyordu. Bu politikaya göre Türkiye yabancı özellikle de emperyalist kültür saldırısı altındaydı. Bu saldırıları savuşturmanın en etkili yolu olarak Türk-İslam Sentezi öneriliyordu. Buna göre İslam olmadan Türklerin kimliklerini korumaları mümkün olmadığı gibi, Türklere en uygun din de İslam’dı. Tarihsel süreç içerisinde ekonomik ve toplumsal gelişmeler doğrultusunda evrilen kültür anlayışı reddedilerek değişmeyen bir kültürel “öz”ün bulunduğu ve bunun herzaman korunması gerektiği söylenmekteydi. Bu işlevi devlet yerine getirecek ve “milli kültür” devlet eliyle yaygınlaşacaktı.

İki öğeden oluşmasına karşılık bu yaklaşımda ağırlık dönemin iç ve dış siyasal koşullarının etkisiyle İslam öğesine verilmeye başladı. Bu öğeyi Atatürkçülükle görünürde de olsa bağdaştırma çabası içine girildi. Bu çaba Türkiye’deki sol ve Atatürkçü kesim tarafından lâiklik ilkesinin sulandırılması olarak eleştirildi.

1990′lar ve Bugün

1980′lerde Türk-İslâm Sentezi’ne ağırlık verilmesi 1990′larda etkilerini göstermeye başladı. İmam-Hatip okullarının sayısının artmasıyla ortaya çıkan sorunların, türban sorununun ve ülke içinde gözlenen lâik-dinci kutuplaşmasının Türk-İslam Sentezi’ne aşırı ağırlık verilmesinden kaynaklandığı yönündeki fikirler hem yurtdışı hem de içinde yapılan araştırmalarda geniş ölçüde kabul görmeye başladı.

Gönderiliyor, Lütfen Bekleyin....

Bu yazıda telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Toplam 182 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123...10...Son »
Sponsorlar: ZAYIFLAMA HAPI.ZAYIFLAMA.estetik.flash oyun.evden eve nakliye.evden eve nakliyat

Evden Eve Nakliyat- Chat - Mynet - Dini Sohbet - Sohbet - Masal dinle - Netcim